TARIMDA YAPAY ZEKA KULLANIMINA BAĞLI RİSKLER VE HUKUKİ ZEMİN BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

TARIMDA YAPAY ZEKA KULLANIMINA BAĞLI RİSKLER VE HUKUKİ ZEMİN BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

Tarımda ilk dönüşüm adımları yirminci yüzyılın başlarında mekanizasyonun tarıma entegre edilmesiyle başlamıştır. Tarımsal üretimde mekanik ekipman ve elektrik kullanımını (Tarım 2.0) takiben, 1960’larda yaşanan yeşil devrim, seri üretim teknikleri ve ıslah çalışmalarıyla daha verimli ve çeşitli ürünlerin üretilmesinin yolunu açarak tarımsal üretimde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Üçüncü tarım devrimi (Tarım 3.0) bilgisayar otomasyon sistemleriyle hassas tarım uygulamalarının gelişmesiyle yaşanmıştır. Dijital tarım devrimi ise Tarım 4,0 olarak bilinmekte ve bilgi iletişim teknolojileri gibi yenilikçi sistemlerin tarımsal üretimde kullanılmasını ifade etmektedir. Akıllı ve sürdürülebilir tarımın, yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji ve sürdürülebilir enerji çözümleriyle birleşmesiyle oluşan tarımsal üretim modelleri ise tarımın geleceği olan Tarım 5.0 dönüşümüne öncülük etmektedir.[1] 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 6.maddesinin ç bendinde tarım politikasının önceliklerinden biri olarak; ‘’Tarımsal faaliyetlerde bilgi ve uygun teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması’’ öngörülmüştür. Görüleceği üzere, tarım sektörü değişen ve küreselleşen dünya koşullarına uyum sağlayabilmek amacıyla her gün yeni adımlar atmaktadır. Ancak bu teknolojik dönüşümün, gerekli teknik ve hukuki altyapı ile desteklenmesi zorunludur. Aksi hâlde, bu konu özelinde birçok farklı alanda zararın doğacağını söylemek mümkündür.

  1. Veri Toplama Süreci ve Veri Güvenliğinin Sağlanması

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda da kişisel veri kavramı ‘’kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi’’ şeklinde tanımlanmıştır. Kaldı ki, bu doğrultuda üreticinin kimliği, ekonomik durumu, arazi konumu, tapu bilgileri üretilen ürünlerin özellikleri ve miktarları vb. gibi sayılabilecek birçok veriyle birlikte aslında üreticinin profili çıkarılmakta olup bu veriler kişisel veri niteliği taşırlar.

Kişisel verilerin işlenme amaçlarının belirli, açık ve meşru olması (finality, purpose limitation) (KVKK 4/II-c, GDPR 5/I-b) ile verilerin, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması (data minimisation) (KVKK 4/II-ç, GDPR 5/I-c), veri koruma hukukunun en temel ilkelerindendir. Ayrıca, verilerin işlenmesi yönünde veri sahibi tarafından açıklanan rıza da ancak belirli bir konuya ilişkin olduğu takdirde geçerli kabul edilmektedir.[2]

Verilerin izin alınmaksızın paylaşımı, ticari amaçlarla üçüncü kişilere aktarılması veya algoritmik analizlerle profil çıkarımı yapılması, üreticilerin kredi değerlendirmelerinde veya sigorta sözleşmelerindeki risk analizleri ve primlerin belirlenmesi aleyhe sonuçlara sebebiyet verebilir. Bu durum, açık rıza, amaçla sınırlılık ve ölçülülük ilkelerinin tarım teknolojileri açısından göz önünde bulundurulması gerekliliğini ortaya koyar. Hukuki açıdan, veri güvenliğinin sağlanabilmesi ve olası ihlallerin önüne geçilebilmesi adına sorumlularının ve veri işleyicilerin şeffaflık ilkesi çerçevesinde denetime tabi tutulmaları gerekmektedir ve kanunda yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri durumunda hukuki veya cezai sorumlulukları doğacaktır. Keza 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 135-140.maddeleri arasında doğrudan kişisel verilerin korunmasını ilgilendiren düzenlemeler yer almaktadır.

  1. Verilerin Tekelleşmesi Riski ve Rekabet Hukuku Bakımından Etkileri

Yapay zeka çözüm ve avantajlarından yararlanmak isteyen ancak veri okuryazarlığına veya tarımsal algoritma sistemlerine hakim olmayan üretici, uygulamada bu konuda profesyonelleşmiş teknoloji firmaları veya platformlara bağlı hale getirmektedir. Bu çerçevede bakıldığında firmaların zaman içerisinde veri üzerinde fiilî bir tekel hale gelmesine yol açabilecek nitelikte olduğu görülmektedir.

Bu alanda çalışan firmalar, topladıkları havuz verilerden elde ettikleri sonuçlara göre fiyatlandırma stratejileri belirleyebilir veya pazarlarda tarafına avantaj sağlama amacıyla hareket edebilirler. Rekabet analizlerindeki pazar kavramı temel olarak sektördeki paydaşların arasındaki rekabetin sınırlarını gerek coğrafi gerek üretilen mal ve hizmet bakımından ortaya koyan bir çerçeve olarak tahayyül edilebilmektedir.

Haksız rekabete dair hükümler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54. ve 63. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde, yalnızca rakip işletmelerin korunmasıyla yetinilmeyip; aynı zamanda tüketicilerin ve genel anlamda kamu menfaatlerinin korunmasını hedefleyen örneklerin benimsendiği görülmektedir.

Rekabet açısından veriler üzerinden oluşabilecek hakim durumunun kötüye kullanılmasının önüne geçebilecek denetim mekanizmaları olmadığı taktirde üretici ve tüketici lehine aleyhe sonuçlar doğabilecektir. Çünkü veriye sahip olan taraf pazarın kontrolünü elinde bulundurur. Bu nedenle, veri paylaşımına yönelik adil erişim mekanizmalarının ve kamu yararını gözeten düzenleme modellerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

  1. Yapay Zeka Kaynaklı Olarak Ortaya Çıkan Hatalarda Sorumluluk İsnadı

Çeşitli sebeplerle, yapay zekâ destekli kararların hatalı veya isabetsiz olması gibi aksi durumlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu noktada temel sorun, sorumluluğun kime isnat edileceği hususudur. Kusur sorumluluğunda aslında sorumluluk, zarar verenin kasten veya ihmalen sebebiyet verdiği, zararla illiyet bağı içinde olan hukuka aykırı ve kusurlu davranışına bağlıdır. Ancak bu tanım, otonom karar verebilen algoritmik sistemler karşısında yetersiz kalmaktadır. Kusursuz sorumluluk hallerinde ise yapay zeka konusunda henüz bir düzenleme olmamakla birlikte genel hükümler çerçevesinde ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak sistemi kuran firmaların özen yükümlülüğüne dair bir inceleme yapılabilir. Örneğin, çiftçi yazılımın verdiği tavsiyeyi talimatlara uygun şekilde uyguladığında ancak yine de sistem hatalı veri setinden dolayı yanlış sonuç ürettiğinde, çiftçinin kusurundan bahsetmek güçtür. Buna karşılık, sistemi geliştiren veya işleten şirketin, algoritmanın risklerini önceden öngörüp göremeyeceği, yeterli test ve güncelleme yapıp yapmadığı incelenebilir. İlliyet bağı konusunda ise tarımsal üretimi etkileyen birçok farklı doğal unsur da mevcut olduğu için, yalnızca yapay zekâ tavsiye ve kararlarının zarara yol açtığını ispatlamak her zaman kolay olmayacaktır.

Çözüm olarak, risk esaslı objektif sorumluluk yaklaşımlarının, üretici sorumluluğu hükümlerinin ve sigorta mekanizmalarının birlikte değerlendirilmesi gündeme gelmektedir. Ayrıca, algoritmaların şeffaf olarak denetlenebilirliğini sağlayacak yükümlülüklerin ispat açısından önem taşıdığı söylenebilir.

Ortaya konulan bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, aslında mevcut hukuksal düzenlemelerin, zarar riskinin ilgililer arasında âdil bir şekilde paylaşılması ihtiyacına cevap verip vermediği; ulusal veya uluslararası yeni düzenlemeler yapılacaksa bunların genel mi yoksa sektörlere özel mi olacağı, bu yeni düzenlemelerde, zarar görenlere karşı sözleşmeye dayalı sorumluluğu bulunan kişiler dışında, yapay zeka sistemlerini yazan veya işleten kişilerin sorumlu tutulup tutulmayacağı gibi sorular hukukî çerçevenin oluşumunda cevaplanması gereken konulardandır.

  1. Çevresel Anlamda Ortaya Çıkabilecek Riskler

Tarımda yapay zekâ kaynaklı zararlar birçok farklı biçimde ortaya çıkabilir. Örneğin, yanlış gübreleme tavsiyesi sonucu ürün kaybı, erken hasat önerisiyle kalite düşüşü, yanlış hastalık teşhisi nedeniyle gereksiz zirai ilaç kullanılması veya sulama algoritmalarındaki hesaplama hataları nedeniyle su israfı vb. ortaya çıkabilecek olası senaryolardandır. Bu durumlarda zarar yalnızca bireysel üreticiyi değil; tüm tedarik zincirini, piyasa fiyatlarını ve en önemlisi de çevreyi etkileyebilir. Dolayısıyla sorumluluğun belirlenmesi, salt özel hukuk ilişkisinin değil, kamu yararını da yakından ilgilendirecek bir mesele olduğu göz ardı edilmemelidir. Kullanılan teknolojilerin çevre dostu, sürdürülebilir ve risk analizi odaklı olması tercih sebebi olmalıdır.

  1. Hukuki Açıdan Değerlendirme

Yukarıda da değinildiği üzere korunması gereken menfaatlerin hangileri olduğu, mevcut hukukî araçların söz konusu çerçeveyi oluşturmak bakımından yeterli olup olmadığı, yapay zekayı konu alan genel bir düzenlemenin mi, yoksa sektörlere özel düzenlemelerin mi tercih edilmesi gerektiği, olası hukuki düzenlemelerin yeni ve tek bir merkezi kurumla mı yoksa devletin mevcut ve konuyla ilgili çeşitli birimleri aracılığıyla mı hayata geçirileceği gibi sorulara cevap bulunması gerekmektedir. Ayrıca kişisel veriler, fikri ve sınai haklar, haksız rekabet gibi normların ihlal edilebilme ihtimalinin yüksek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Tüm bu ihtiyaçlara cevap verecek hukukî adımlar atılırken, bir yandan hukukî belirlilik, güvenilirlik ve menfaatler dengesini sağlamak, diğer yandan, yapay zekânın sağladığı faydaların korunması adına, inovasyonu desteklemek hedeflenmelidir.

SONUÇ

Sonuç olarak, tarımda yapay zeka, verimliliği artıran, riskleri azaltan ve sürdürülebilirliği destekleyen etkili bir araçtır. Ancak, bu potansiyelin topluma fayda sağlaması için veri güvenliği ve gizlilik konularında dengeli ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve oluşturulması, her alandaki risklerin iyi analiz edilmesi şarttır. Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası’nda bir benzeriyle karşılaştığımız üzere risk odaklı bir düzenleme yaklaşımı benimsenerek yüksek riskli uygulamalarda daha sıkı denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik konularında özel düzenlemeler getirilmelidir. Veri paylaşımının sınırları, standart sözleşme hükümleriyle net bir şekilde belirlenmeli ve ihlal durumları için prosedürler açıkça tanımlanmalıdır. En önemlisi, çiftçilerin veri okuryazarlığı artırılarak üreticinin sisteme entegrasyonu sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde, tarımda yapay zekâ sadece bir verimlilik aracı değil, aynı zamanda hakların içeriğini koruyan, güvenilir ve kapsayıcı bir dijital dönüşümün temel unsuru haline gelebilir. Kısacası, yapay zekanın yaratım sürecinde, risk ve çözüm analizleri yaparken sadece teknik mühendislik alanına odaklanmak yeterli değildir. Hukukçular da bu alanda çıkabilecek potansiyel sorunlar ya da mevcut ihtilafların çözümü adına bir toplum mühendisliği rolü üstlenerek gerekli yasal çerçeveyi oluşturmalıdırlar.

Stj. Av. Beyza Sıla TURAN

KAYNAKÇA

      2- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5282426

      3- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3930284

      4- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2039829

      5- https://www.mevzuat.gov.tr/

[1] Bağcı, Ahmet ‘’ Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekanın Tarım Politikası ve Uygulamalarındaki Yeri’’ Araştırma Makalesi, Sayıştay Dergisi, s.835 Sayı:139 (Aralık,2025)

[2] Özçelik, Ş. Barış ‘’Yapay Zekanın Veri Koruma, Sorumluluk ve Fikri Mülkiyet Açısından Ortaya Çıkardığı Hukuki Gereksinimler’’ Adalet Dergisi, s.96, Sayı:66, 2021.

Bu gönderiyi paylaş