‘OKALİPTUS’:ENDEMİK OLMAYAN TÜR
Okaliptus (Eucalyptus Camaldulensis) istilacı türlere yönelik bilimsel araştırmaların tamamına yakınında; ‘’ en öncelikli istilacı tür’’ olarak inceleme konusu yapılmıştır.
Gelelim bu konudaki Ülkemizin çevresel koşullarına;
Güzel Ülkemizde, her şeyin sahtesini, kopyasını üretmek maalesef pek geçerli ve kabul gören bir uygulamadır. Öyle ya en ünlü marka çantaları, saatleri ve her türlü elektronik gerecin sahte ama ucuz bedelli kopyasını, tezgah altlarında, semt pazarlarında ve kaldırım başlarında kolayca bulabilirsiniz. Bazıları, öyle bir özenle imal edilmiştir ki markanın orijinal kaynağındaki üreticiler dahi ayırt etmekte çok ama çok zorlanabilirler.
Maalesef yine güzel Ülkemizde; çevresel duyarlılıklarının doğuştan geldiğini söyleyen ve üstelikte buna yürekten inanan bir grup ‘’ çevreci ekip’’ vardır. Bu ekip için birbirleri ile sohbet ortamlarında paylaştıkları, bilimsellikten uzak söylemler dahi ‘’kutsal birer eylem pankartı’’ olabilmektedir.
‘’Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Onun Öğretisine Uygun Çevre Duyarlılığı’’ isimli bilimsel makalede şunlara yer verilmiştir;
‘’1920 tarihindeki konuşmasında Atatürk, bu konuya değinerek şöyle demekteydi: ‘Dünyada her şey için maddiyat ve maneviyat için ve muvaffakiyet için en hakiki mürşit bilimdir; fendir. Bilim ve fenden başka kılavuz aramak gaflettir; bilgisizliktir; doğru yoldan sapmadır.
Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde aklın ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.’’
Ülkemiz ve Dünya tarihinin en büyük Lideri, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, bizlere hedef ve kılavuz olarak gösterdiği müspet bilim, İstilacı Okaliptus hakkında şu bilimsel saptamalarda bulunmuştur;
Okaliptus ağacı ‘’ Allelopati’’ etkisine sahip çevresinde başkaca hiçbir bitkiye yaşam olanağı tanımayan bir türdür. Allelopati: bitkilerin yakın çevrelerinde diğer bitkilerin, gün ışığı, yağmur ve kar suyu ve diğer besinlerden yararlanarak yetişmelerine engel olacak bileşikler üreterek bu süreci durdurma etkisidir.
Okaliptus ağacı Ülkemiz coğrafyasına özgü ‘’ endemik’’ bir tür değildir. Ülkemizin endemik türleri arasında yer alan çam, ceviz, zeytin ağacı gibi çok faydalı bir çok türü baskılayarak gelişimlerini ve yayılımlarını kısıtlarlar.
Okaliptus ağacının belki de en önemli ve saldırgan nitelikteki olumsuz özelliği; Ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını inanılamayacak derecede yüksek boyutta tüketmesi ve bulunduğu yöre coğrafyasını çölleştirmesidir. Öyle ki; ‘’ Okaliptüs , allelopatik özellikleri nedeniyle toprağın besin ve nem rezervlerini tüketir ve alt bitki örtüsünü engeller. Ayrıca ölü bitki parçalarının ayrışması çok yavaştır ve bu da besin döngüsünü olumsuz etkiler. Bu olumsuz etkiler nedeniyle, Okaliptüs genellikle “Ekolojik Terörist” olarak anılır.
Okaliptüs ağacı gerçekten de su sever bir ağaç, bünyesine o kadar çok su alıyor ki suyun ağaç hali bile diyebiliriz. Bu ağacın büyük boylu olanları günde ortalama 400 litre suyu topraktan bünyesine alırken 10 yaşındaki bir okaliptüs ağacının ise yılda 250 ton su tükettiği biliniyor.’’ (Kumludere Chatterjee- invasive-species plants.ces.ncsu.edu/plants/Eucalyptus)
Günümüzde Ülkemizde yaşanan kuraklık, yeraltı ve yerüstü su rezervlerinin çok vahim düzeyde yok olması düşünüldüğünde; insan açıkçası sormadan yapamıyor; hani nerede bizim Bilim Kuruluşlarımız, Üniversitelerimiz, Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, Büyükşehir ve İl Belediye Başkanlıklarımız, Sivil ve Toplumsal Çevre Örgütlerimiz ve hepsinden önemlisi Merkezi İdaremiz? Bu istilacı ve çevre düşmanı türün zararlı ilan edilerek topyekun bir mücadele başlatılması için yeraltı ve yerüstü su rezervlerimizin tamamıyla yok olmasını mı bekliyoruz?
Evet yoğun olarak Ege Bölgesi; Akdeniz Bölgesi ve Marmara Bölgesinde yaşam olanağı bulan ve su kaynaklarımızı sürat ile yok eden bu istilacı türün, tamamıyla kaldırılarak yerine endemik, su tüketimi çok ama çok daha az, köylümüze ve yöre insanımıza ekonomik kaynak ve istihdam yaratacak akılcı türler ile ıslah etmemiz yaşamsal önemdedir.
Esasen çok değerli bilim insanlarımızın, bu konuda çok önemli bilimsel çalışma ve tespitleri de bulunmaktadır. Örneğin ‘’ Okaliptus Ağaçlarının Biyoçeşitlilik Üzerine Etkilerinin İncelenmesi’’ isimli bilimsel araştırmanın Sonuç ve Öneriler bölümünde şu görüşlere yer verilmiştir; ‘’ Gediz Deltası’nda mevcut olan okaliptüs türü, literatürdeki kayıtlara göre bölgenin biyoçeşitliliği ve ekosistem sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır. Eucalyptus camaldulensis, yüksek çevresel toleransı ve hızlı büyüme yeteneği nedeniyle, doğal bitki örtüsünün yapısını değiştirmekte, bölge için bir kıt kaynağa dönüşen suyun hızla tüketilmesi üzerinde etkili olmakta, toprağın yapısının bozulmasına, çölleşmeye, habitat kaybına, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve yangın riskinin artması konusunda etkili bir rol aldığı gözlemlenmektedir. Bu etkiler, yerel ekosistem üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmakta ve ekosistemin sürdürülebilirliği için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, mevcut koşullara uyum stratejileri açısından Güney Gediz Deltası’nın ekolojik fonksiyonlarının sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilmesi ve Güney Gediz Deltası’ndaki ekosistemin korunması ve biyoçeşitliliğin artırılması için okaliptüslerin kademeli olarak alandan kökleriyle birlikte kaldırılması ve doğal türlerle biyolojik çeşitliliği destekleyici bir şekilde alanın yeniden tasarlanması bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Gediz Deltası Sulak alan Yönetim Planı’nda da yer alan bu uygulamanın ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak, bu sürecin başarılı olabilmesi için yalnızca ağaçların fiziksel olarak uzaklaştırılması yeterli değildir; aynı zamanda bölgedeki doğal bitki örtüsünün ve faunanın iyileştirilmesine yönelik kapsamlı bir ekolojik planlama yapılmalıdır. Bu süreçte, okaliptüslerin varlığı süresince doğallıktan uzaklaşan habitatın tekrar iyileştirilmesi ve çevresi ile ekolojik bağlantılı duruma getirilmesi gerekmektedir. Uygulama alanı kısa, orta ve uzun vadede izlenmelidir. Elde edilen veriler deltanın farklı noktalarındaki okaliptüs plantasyon sahalarının geleceği başta olmak üzere Türkiye’deki benzer ekosistemlerdeki okaliptüs sahalarının geleceğini belirlemede de önemli bir rol üstlenecektir. Alandan çıkarılan okaliptüs odunları ve yapraklarından ise mutlaka faydalanılmalıdır. Bu rapor, okaliptüs ağaçlarının ekosistem üzerindeki etkilerini, kontrol çalışmalarını, dünyanın farklı bölgelerindeki alanlar üzerinde yapılan çalışmaları, kerestelerin potansiyel kullanım alanlarını ve Güney Gediz Deltası’nda plantasyon sahası için atılması gereken adımları ortaya koymuştur.’’ (Doğa Derneği -Şafak ARSLAN – Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü / Yaban Hayatı Uzmanı Özge YAYLALI – Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Araştırma Sorumlusu / Uzman Biyolog Burçin YARAŞLI – Doğa Derneği Sulak Alanlar Uzmanı / Uzman Biyolog Serdar ÖZUSLU – Doğa Derneği Genel Koordinatörü / Şehir Plancısı)
Yazımızın başlangıç kısmında belirtilen doğuştan çevreci grubun ise şöyle bir söylemi bulunmaktadır; ‘’ Okaliptus Ağacını Ülkemize Cumhuriyet Döneminde Atatürk getirtmiştir. Sizler Atatürk’e ve fikirlerine karşı çıkamadığınız için bataklıkları kurutmak amacıyla Ülkemize getirttiği okaliptüs ağacına karşı çıkıyorsunuz’’.
İnanın çevre dostları, koruma gönüllüleri, köylümüz, üreticimiz ve tüm Yurttaşlarımız, bu sığ ve seviyesiz tarz sahipleri, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kahraman Halkımız ile birlikte vermiş olduğu muhteşem Ulusal Kurtuluş Mücadelesini ve harikulade devrimlerini, yani ONU hiç anlayamamışlar.
İdare Hukukçusu
Av K. Coşkun KAYAALP